Hosgeldin naz_irem - Blogcu



« Önceki |


Ayıraç kodları

Aralık 12, 2009

Sonunda Kızımda Aşılandı.

En başından beri şiddetle karşı çıkıyordum bu aşı olayına.Kaçabildiğim kadar kaçıyordum.Okula gitmiyor,kreşe gitmiyor,havalar soğuk dışarı çıkmıyor ... gibi çeşitli bahanelerle konuyu kapatıyordum ama malesef dayanamadık babacığın ısrarlarına ve dokdok teyzeside onayı verince yapacak bişi kalmadı.

Ama son ana kadarda sormadığım insan,konuyla ilgili bakmadığım site kalmadı,evet bir doktor için yaptırın demek zor bir karar ama yinede kızdım bu kadar kafamızı karıştıran,bizi böyle kararsız bırakan  doktorlara.

Araştır,et , düşün ,taşın birazda kaşındıkdıktan sonra en kötü karar kararsızlıktan iyidir dedik  vee 

kızımcım 3 hafta arayla 2 doz halinde oldu domuz gribi aşısını. Ağrı ,ateş vs ...herhangibir yan etkisi olmadı şimdilik.  İnşallah hiçbirzamanda bişi olmaz.

Amaa şimdide içim çok rahat ,her geçen gün salgının arttığına dair haberleride  okuyuncada iyiki diyorum iyiki yaptırmışız. Korusun Allahım minik kızımızı inş.  Önce tedbir sonra takdir...........

Aralık 10, 2009

Çocuk Oyunları

Hepimizin çoçukken oynadığı  ya da uydurduğu oyunlar vardır elbet.Bizimde  kardeşlerimle ya da arkadaşlarımızla oynadığımız herkesinde bildiği oyunlar vardı.

Çocukluğumuzdan bu yana çocuk oyunlarıda değişmiştir mutlaka. Ama o zamanki oyunlarında tadı başkaydı.

Bir anne olarak bende kızıma unuttuğumuz bu oyunları oynatmak için kolları sıvadım internetten ufak bi araştırma yaptım.Artık büyüyen Naz Hanımın evde sıkılmaması ve tv başında uzun süre geçirmemesi için vakit buldukça onunla yaptığımız aktiviteler dışında çeşitli oyunlarda oynuyoruz.

Unutulmaya yüz tutmuş bu oyunları oynamak isteyen minikler ve çoçuk ruhlular için yazıyorum::))

 

Saklambaç 

Saklambaç en az 4 kişiyle oynanır.Oyuncular aralarında sayışarak veya parmak tutuşarak bir ebe bir tane duvara önünü dönerek sayar. Ebe en az 50 ye kadar dışından sayar. Bu sırada diğer oyuncularda ebe sayana kadar farklı veya aynı yerlere saklanırlar. Ebe dışından saymayı bitirince oldu diye bağırır ve gözünü açar. Ve diğer oyuncuları bulmaya çalışır.Diğer oyuncular ise ebe kalenin başından ayrıldığını görünce ebenin saydığı yere sobe diyerek ebeler.Ebeliyen kişiler ebe olmaz. Ondan sonra ebe diğerlerini bulmaya çalışır. Eğer ebe bir kişiyi görüpte onun adını yanlış söylerse diğer oyuncular saklandığı yerden çıkar ve çanakk çömlek patladı diye bağırırlar. Ve ebe olan kişi yeniden ebe olur. Bu oyunu oynarsanız eğer akşam oynamayı tercih edin...


Köşe kapmaca

Genellikle sokakta
oynanır. Çünkü sokaklar, oyuncuların kendilerine köşe olarak tutmaları gereken bina kapıları, iki ağaç ya da pencere arası gibi yerler açısından daha zengindir. "Köşe Kapmaca" az sayıda kişiyle oynanır. Ebe diğer oyunculara göre ortada bir yerde durur. Oyuncular ebeye yakalanmadan, birbirleriyle köşeleri sürekli değiştirmeye çalışırlar. Bu değiştirme sırasında ebeye yakalanan oyuncu köşesini kaybeder ve kendisi ebe olur. Oyuncular, sözde yer değiştiriyormuş gibi hareket edip ebeyi yanıltabilir


Gölge kovalamacası

Gölge Kovalamacası'nı oynayabilmek için güneşli bir hava gerekir. Bu oyun, ebe olan oyuncunun öbür oyuncuların gölgelerine basma esasına dayanır. Bu oyunda, ebenin gölgeye basıp basamadığına karar verecek bir de hakem seçilir.Oyun bu şekilde devam eder.En son kalan kişi 1. seçilir.Bir el boyunca dokunulmazlık kazanır.


Kaç kurtul

Kaç Kurtul oyununda, ebe belirlendikten sonra oyuncular tek sıra halinde dizilirler. Sıranın başındaki oyuncu, karşıda duran ebe fark etmeden yerinden ayrılarak koşmaya başlar. Ebe onu gördüğü anda kovalar. Koşan oyuncu ebeye yakalanırsa kendisi ebe olur. Yakalanmadan öbür oyuncuların yanına dönerek onlardan birinin önünde durursa,
sırasını savmış olur ve ebe olmaktan da kurtulur. Bundan sonra, önünde durduğu oyuncu koşmaya başlar. Ebe oyunculardan hiçbirini yakalayamazsa, oyun aynı ebeyle yeniden başlar.


Tutsak almaca

8-10 oyuncudan oluşan iki takımla oynanır. Takımlar, aralarında geniş bir alan bırakarak karşılıklı dizilirler. Oyunu başlatan takımdan bir oyuncu ileri fırlayınca, karşı takımdan bir oyuncu da ona doğru koşar. İlk oyuncu kendi takımına doğru kaçarken, rakip oyuncu onu kovalayıp yakalamaya çalışır. Bu oyunda ilk çıkışı yapan oyuncunun amacı, yakalanacakmış gibi davranıp, karşı takımın oyuncusunu kendi takımına yaklaştırmak ve tutsak almaktır. Her iki takım verdiği tutsakları kurtarmaya ve karşı takımdan tutsak almaya çalışır. Oyun, takımlardan birinin oyuncularının tümünün tutsak düşmesiyle son erer.


 

Mendil Kapmaca
Oyun, eşit sayıda oyuncudan oluşan iki takım arasında oynanır. Takımlar,
aralarında 20-25 metre aralık bırakacak biçimde, karşılıklı birer sıra halinde dizilir. İki sıranın ortasındaki alanın tam orta yerine, yarım metre çapında bir daire çizilir ve ortasına mendil ya da başka bir nesne koyulur. Oyunu yöneten bir hakem ya da kaptan seçilir. Bu hakem dairenin ortasında durarak mendili de elinde tutabilir. Hakem "5'ler!" diye bağırınca, her iki takımdan beşinci oyuncular koşarak mendili kapıp kaçar. Mendili kapanı kovalayan öbür oyuncu onu yakalamaya çalışır. Mendili alan oyuncu yakalanmadan eski yerine dönebilirse, takımına bir sayı kazandırır. Yakalanıp mendili kaptırırsa, takımı bir sayı kaybeder. Mendili alan
oyuncunun yakalanmadan yerine dönmesi üzerine, hakem yeniden her iki takıma seslenir ve oyun sürer. Oyunu, daha çok sayı alan takım kazanmış olur.


Yağ satarım

Yağ satarım oyununda önce bir ebe belirlenir. Oyuncular yüzleri birbirine dönük halka oluşturacak biçimde yere otururlar. Ebe bir mendilin ucunu düğümleyerek eline alır. Bunu arkasında saklayarak halkanın çevresinde dolaşmaya başlar. Bu sırada da oyuna adını veren şarkıyı söyler:

Yağ satarım, bal satarım,

Ustam öldü, ben satarım.

Ustamın kürkü sarıdır.

Satsam 15 liradır

Zam-bak Zum-bak

Dön arkana iyi bak

 

Dolaşırken mendili belli etmeden oyunculardan birinin arkasına yere koyar.
Arkasına mendil bırakılan oyuncu, bunun farkına vardığı anda mendili alarak
ebeyi kovalamaya başlar. Ebe, yakalanmadan onun yerine oturursa, mendili alan çocuk ebe olur; yakalanırsa, oyun aynı ebeyle devam eder. Farklı bir biçime göre ise, ebeyi kovlayan oyuncu, ebe yerine oturuncaya değin mendilin bağlı topuz biçimindeki ucuyla arkasından vurarak onu cezalandırır. Elinde mendil bulunan oyuncunun ebeliğiyle oyun sürer.

Topla oynanan oyunlar


Yakan Top

Yakan top oyunu en az 4 kişiyle oynanır.Oyuncular ya sayışarak ya da eşleşerek iki eşit sayıda grup oluştururlar. Sonra yazı tura atarak ilk kim bir olacak onu belirtirler.ondan sonra birinci çıkan grup ortaya geçer.Ondan sonra diğer grup ortadaki grubu vurmaya çalışır.Eğer atılan top birine gelirse o kişi oyun dışına çıkar.Eğer top atılınca yukarıdan gelen topu havada tutunca 1 tane can almış oluyorsun.Eğer gruptaki herkes vurulursa diğer grup ortaya geçiyor.Ve bu seferde diğer grup onları vuruyor.


İstop

İstop'ta oyuncular bir daire oluşturur. Oyunu başlatmak için oyunculardan biri ebe olur. Ebe, oyunculardan birinin adını söyleyerek topu havaya atar. Top yere düşerken, adı söylenen oyuncu topu havada yakalarsa, başka birinin adını söyleyerek topu yeniden havaya atar. Topu havada tutamayan oyuncu, topu yerden eline aldığında "İstop!" diye bağırır. Kaçışan oyuncular "İstop" dendiği anda oldukları yerde durmak zorundadır. Bu durumda ebe, duran oyunculardan birini topla vurmaya çalışır. Vurulan oyuncu bir puan kaybeder ve ebe olur. Üç kere vurulan kişiye bir ad takılır.Ve oyuna o adı ile devam eder. Top atılırken gene aynı isim söylenir.Altı kez vurulan kişiye ise bir ceza verilir.Oyuncunun bir eşyası saklanır ve oyuncu o eşyayı ip uçları ile bulur.Oyuncu eşyaya yaklaşınca sıcak uzaklaşınca soguk denir.Ve böylece oyun devam eder. bu oyun oynanırken oyuncular
arkasına bakamazlar sadece elleriyle yeri yoklayabilirler

====Top Yetiştirme==== Öğretmen öğrencileri iki gruba ayırır.Gruplar arka
arkaya sıraya dizilir. Öğrenciler bacaklarını omuz genişliğinden biraz fazla
açarak beklerler. Grupların başındaki öğrencilerde bir tane top vardır. Öğretmen başla deyince öndeki öğrenci topu bacak arasından arkadaki öğrenciye verir. Bu şekilde öğrenciler topu yere düşürmeden en arkadaki öğrenciye ulaştırır. Topu alan arkadaki öğrenci öne gelerek bacak arasından topu arkadaşına verir oyun bu şekilde devam eder. İlk baştaki öğrenciye top tekrar geldiğinde topu öğretmene
getirir. Oyun bu şekilde biter.

====doğan ata__ Sınıf mevcudu iki grup oluşturacak şekilde ayrılır. Kura
çekilir. Kurayı kazanan grup oyuna başlar. Topu alan takım kendi takım
arkadaşlarıyla paslaşmaya başlar. Kendi aralarında paslaşırken yüksek sesle birer birer ona kadar bu paslaşmaya devam eder. Paslaşma devam ederken topun yere düşmesi, rakip takımın eline değmesi veya rakip takımın eline deyip yere düşmesi halinde saymaya sıfırdan başlanır. On pası tamamlayan takıma bir puan verilir. Topu puan alan takım oyuna sokar. Grup içinde paslaşırken rakibi de tutma, çekme ve itme olmayacaktır.

Diğer açık hava oyunları


Bilye oyunu

En eski çocuk oyunlarından biridir. Bilye denen küçük, sert küre biçiminde toplarla oynanır. Roma İmparatoru Augustus Caesar'ın da çocukluğunda bilye oynadığı bilinmektedir. Eskiden yuvarlak çakıllar ya da meyve çekirdekleri bilye olarak kullanılırken, 18. yüzyılda mermer bilyeler yapıldı. Bilye oyunlarının adı ve kuralları oynandığı ülkeye göre değişiklik gösterir. Türkiye'de renkli cam bilyelere "misket" denir. En çok oynanan bilye oyunları ise "tumba", "kuyu" ve "Üçgen"dir.

Bilye oyunlarında ortak nokta, bilyeyi yuvarlayarak başka bir bilyeye
çarptırmak ve onu kazanmaktır. Bilye, kıvrılan işaret parmağının içine oturtulur ve başparmakla itilerek atılır. "Kaptan Oyunu"nda, bilyeler yerde açılan belirli sayıda çukura önceden saptanmış bir sıraya göre sokulmaya çalışılır. Bunu başaran oyuncu, rakibinin bilyesine atış yapma hakkı kazanır.


Seksek

Seksek oyununda yere kare ve
diktörtkenler çizilir kareler ve diktörtkenleri numaralandırılır not.. tebeşir
ile çizilir çizgilere basan oyuncuoyun dışı olur


İp atlama

"İp Atlama" oyununu daha çok kızlar oynar. Tek başına oynanabildiği gibi, birkaç kişi bir araya gelerek de oynanır. Değişik ip atlama biçimleri vardır: Tek başına ip atlamak isteyen kişi boyuna uygun uzunca bir ip alır; bunu iki eliyle uçlarından tutar, döndükçe bir halka oluşturacak biçimde ipi çevirerek başının üzerinden ve zıplayarak ayaklarının altından geçirir. Birkaç çocuk bir araya gelmişse, iki çocuk uygun uzunlukta ve kalınlıkta bir ipin iki ucundan tutar. İp çevrilirken öbür çocuklar sırayla zıplayarak ip atlarlar. Bu sırada ipin düzgün çevrilmesi ve her çevrilişinde yere değdirilmesi gerekir. İp, atlayanın ayağına takılırsa oyuncu yanar. Bir başka biçimi ise, iki çocuğun yan yana ip atlamasıdır.


Birdirbir

"Birdirbir Oyunu"nda çocuklardan biri ellerini dizlerine koyarak eğilir ve öbür oyuncuların üstünden atlayacağı bir kambur oluşturur. Atlayan her çocuk biraz ötede aynı biçimde eğilerek durur ve öbürleri eğilmiş duran bütün oyuncuların üzerinden atlar. Bu biçimde oyun sürüp gider.

 

Ev içi Oyunları

Nesi Var

Ev içi oyunları çoğunlukla bir halka oluşturarak oynanır. "Nesi var?" oyununda bir kişi ebe seçildikten sonra, diğerleri birlikte bir nesne ya da kişi belirlerler. Ebe her çocuğa sırayla "Nesi var?" diye sorarak, aldığı dolaylı yanıtlarla belirlenmiş nesnenin ne olduğunu anlamaya çalışır. Bir bilgisayarın nesne olarak belirlendiğini
varsayalım:

 

- Nesi var?

 

- Camı var.

 

- Nesi var?

 

- Yazısı var.

 

Ebe kimin yanıtı üzerine tutulan nesneyi bilirse, o ebe olur ve oyun böyle
devam eder. Ebenin daha önceden saptanan sayıda soru sormasına karşın nesneyi bilememesi durumunda, ebeliği sürer.


"Körebe"

oyunu, 10-12 çocukla oynanır. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Oyun adını, ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Ebe ortada kalacak biçimde oyuncular bir halka oluştururlar.

Türkü söyler döneriz

Bil bakalım biz kimiz

Elindeki değnekle

Göster bizi körebe

 

Sözlerini yinelerken halkayı bozmadan el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu kişinin başını, yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Eğer tanırsa, dokunduğu oyuncu ebe olur. Tanıyamazsa, oyun aynı ebeyle sürer. Körebe evin içinde oynandığı gibi dışarıda da oynanır.

Yüksük oyunu


"Yüksük oyunu",
küçük çocukların sevdiği bir oyundur. Ebe seçiminden sonra yüksük bir yere
saklanır. Ebe yüksüğe yaklaşırsa, çocuklar hep bir ağızdan "sıcak", uzaklaşırsa da "soğuk" derler. Bu oyun, yüksüğün yerini belirtmek için el çırparak da oynanır. Ebe saklanan yüksüğe yaklaştıkça el çırpma kuvvetlenir, uzaklaştıkça yavaşlar.

"Cicoz"

da denen "Yüzük Oyunu"nda, yüzük uzun bir sicime geçirilir ve sicimin iki ucu
birbirine bağlanır. Oyuncular bir halka oluşturarak otururlar, bir elleriyle ipi
tutarken öbürüyle yüzüğü ebeye göstermeden birbirlerine geçirirler. Yüzük elden
ele geçerken, "Al cicozu, ver cicozu, geldi cicoz, gitti cicoz. Haniya cicoz,
işte cicoz. Kimde cicoz, bende cicoz" diye bir türkü tuttururlar. Ortada duran
ebe yüzüğün kimin avucunda olduğunu tahmin etmeye çalışır; şüphelendiği oyuncuya
elini açtırır. Yüzüğü bulursa ebeler değişir. Bulamazsa oyun sürer.

"Bom Oyunu"nda, gene 8-10 ya da daha
çok sayıda kişi oturarak bir halka oluşturur. Oyunculardan biri "Bir"den
itibaren sırayla saymaya başlar. Sayarken oyuncunun, beş, on, on beş gibi beşin
katlarının yerine "Bom" demesi gerekir. "Bom" demeyi unutarak sayı söyleyen
oyuncu oyundan çıkar. Hiç yanlış yapmayarak sona kalan kişi oyunu kazanır. Oyunu
biraz zorlaştırmak için üçün ya da yedinin katları da "Bom" olabilir.

"Estepeta" denen oyunda da önce bir
ebe seçilir. Ebe çocukların dalgın bir anını kollar ve "Estepeta!" diye bağırır.
Ebeyi duyan çocuklar, oldukları yerde kalmak zorundadırlar. Ne kımıldayabilir,
ne de konuşabilirler. Bu durum ebenin "Boz!" demesine kadar sürer. Ebe "Boz"
demeden kımıldayan ya da konuşan olursa, bu kez o ebe olur. Bazı yörelerde bu
oyuna "Tıp" denir.

 

İğne-İplik Oyunu

"İğne-İplik Oyunu", eşit sayıda
oyuncudan oluşan iki grupla oynanır. Her gruba bir dikiş iğnesi ve iplik
verilir. "Başla!" uyarısıyla birlikte, her iki grubun ilk oyuncuları ipliği iğneye geçirir. İkinciler 
çıkarır, üçüncüler geçirir, böylece sonuncu oyuncuya kadar oyun sürer. Önce bitiren grup oyunu kazanır.

"Sözcük Bulma", çocuklar ile
yetişkinlerin birlikte oynayabildiği bir oyundur. İki takım arasında oynanır.
Sözcüğü seçen takımdan seçilen bir oyuncu, sözcüğü karşı takıma pantomimle
anlatmaya çalışır. "Keçiboynuzu" gibi bileşik sözcükler bölünerek anlatılabilir.

Sessiz Film


"Sessiz Film" iki takım arasında oynanır ve oynanış biçimi açısından "Sözcük Bulma"ya benzer. Takımlardan birinin tuttuğu bir film ya da kitap adı, karşı takımın oyuncularından birine söylenir. Oyuncu bunu pantomimle takım arkadaşlarına anlatmaya çalışır. Örneğin, Bereketli Topraklar Üzerinde'yi anlatmaya başlarken, önce filmin adının üç sözcükten
oluştuğunu anlatmak için parmaklarıyla üç işareti verir. Sonra da sözcükleri
teker teker, oynayarak anlatır. Oyuncular filmin adını bulamazsa, sıra diğer
takıma geçer.

"Ateş, Toprak, Hava, Su", yumuşak bir
top ya da düğüm atılmış bir mendilin oyuncudan oyuncuya atılmasıyla oynanır.
Topu atan oyuncu "Ateş" derse, topu tutan oyuncu sessiz kalır. Eğer "Toprak"
derse, atıcı 10'a kadar saymadan topu tutan oyuncunun bir kara hayvanı adı;
"Hava" derse bir kuş adı; "Su" derse bir balık adı söylemesi gerekir. Oyuncu
yanarsa cezalandırılır.

 

"Yutturma Oyunu"nda oyuncular ikişer
kişer eşleşirler. Eşlerin yan yana oturmalarında yarar vardır; çünkü o zaman
daha az şaşırırlar. Eşlerden birisi oyunu başlatır: "Babamla çarşıdan gelirken
yolda bir üzüm çöpü buldum, evirdim, çevirdim, sildim, süpürdüm, Sacide'nin
ağzına tıktım!" der. Sacide'nin eşi, sözü alır, hemen "Yutturmam!" der. Oyunu yöneten çocuk, "Ya ne yaparsın?" diye
sorar. "Eviririm, çeviririm, Onur'un ağzına sokarım," der. Onur'un eşi boş
bulunur da onu savunmazsa, oyundan çıkarılır. "Ya ne yaparsın?" sorusu, "Senin
ağzına tıkarım", diye de yanıtlanabilir. O zaman savunma işi, soruyu soranın
eşine düşer.

 

"Nuh'un Gemisi" eşit sayıda kız ve
oğlan oyuncularla oynanır. Bu oyunda herkese gizlice bir hayvan adı takılır. Ama
aynı hayvanın adı biri kız, öbürü oğlan olmak üzere iki oyuncuya birden
verilir.Oyuncular adını taşıdıkları hayvanın sesini taklit ederek (hırlama,
havlama, ötme, tıslama gibi) eşlerini bulurlar. Oyunun sonunda eşini
bulamayanlar önceden saptanan bir cezayı yerine getirir.

 


Müzikli oyunlar

Müzikli oyunlar, müzik eşliğinde oynanır. Paketi Geçir oyunu, ödülle
sonuçlanan bir oyundur. Ödül olarak belirlenen bir nesne kâğıtla birkaç kat
sarılır. Oyuncular bir halka oluşturacak biçimde otururlar ve müzik çalarken
paketi birbirlerine geçirirler. Müzik durduğu anda elinde paket kalan oyuncu onu
açmaya başlar, ama müzik yeniden başlar başlamaz paketi diğerine geçirir.
Paketin en son katını açan oyuncu oyunu kazanır ve ödülü alır.

 

Müzikli Sandalyeler Oyununda, sandalyeler halka oluşturacak biçimde
sırt sırta dizilir. Sandalyelerin sayısı oyuncuların sayısından her zaman bir
eksiktir. Oyuncular müzik çalarken sandalyelerin çevresinde müziğin ritmine
uyarak yürürler. Müzik durunca en yakın sandalyeye otururlar. Açıkta kalan
oyundan çıkar ve her duruştan sonra da bir sandalye eksiltilir. Böylece sonunda
bir sandalyenin çevresinde dönen iki oyuncu kalır. Sandalyeyi kapan kazanır.

 

Küçük çocukların oynadığı Müzikle Zıplama Oyununda, oyuncular müzik
çalarken zıplarlar. Müzik durduğunda yere oturup bağdaş kurarlar. Bağdaş kurmada
sona kalan oyuncu oyundan çıkar.

Bellek oyunları
Teyzem Çarşıya Gitti
oyununda ilk oyuncu "Teyzem çarşıya gitti ve...
(A harfi ile başlayan bir nesne) aldı" der. İkinci oyuncu bu cümleyi
tekrarlayıp, A harfi ile başlayan yeni bir nesnenin adını söyler. Oyuncuların
"Teyzem çarşıya gitti ve bir ananas, bir atkı, bir ayakkabı, bir anahtar, ...
aldı" gibi önceden söylenen nesneleri anımsaması ve her seferinde yeni bir nesne
adı söylemesi gerekir. Sözcük bulamayan ya da geciken oyundan çıkar.

 

Babam Çin'den Geldi oyununda, oyunu başlatan oyuncu Babam Çin'den
geldi dedikten sonra, yanındaki "Ne getirdi?" diye sorar. Yanıt
"Bisiklet"se, tüm oyuncular sözde pedal çevirmeye başlar. İkinci oyuncu da,
"Babam Çin'den geldi" der ve "Ne getirdi?" sorusuna, örneğin "Yelpaze" yanıtı
verdikten sonra, oyuncular pedal çevirmeyi sürdürürken, bir yandan da
yelpazelenmeye başlar. Oyun bunun gibi, hareketle anlatılabilecek yanıtlarla
sürer.

 

Çağrışım
Oyunları

 

Oyununda oyunculardan biri aklına ilk gelen sözcüğü (örneğin, deniz) söyler.
Sonraki oyuncu bu sözcüğün çağrıştırdığı bir başka sözcüğü söyler (örneğin,
balık). Oyun bu şekilde birbirini çağrıştıran sözcüklerle sürer ve böylece bir
sözcükler zinciri oluşur. İlgisiz sözcük söyleyen kişi oyun dışı kalır. Her
oyuncu üçer sözcük söyledikten sonra oyun durur ve zincirin hiçbir halkasını
atlamadan geriye doğru, yeniden "deniz" sözcüğüne ulaşmaya çalışılır.

 

Bellek Oyununda, içinde 20 değişik nesne bulunan bir tepsi, herkese
bir dakika süreyle gösterilir. Seçilen nesnelerin kolay akılda kalacak türden olmamasına dikkat edilir. Tepsi ortadan kaldırıldıktan sonra, her oyuncu aklında kalan nesnelerin adlarını yazar. Nesnelerin çoğunu hatırlayan kişi oyunu kazanır.

 

Tadını Anlama oyununda, yarım düzine kadar bardak değişik içeceklerle
doldurulur. Oyuncuların gözleri bağlanır ve yalnızca tadına bakarak
bardaklardaki içeceklerin ne olduğunu anlamaları istenir.

 

Ne Kokuyor? da buna benzer bir oyundur. Fincan tabaklarına adaçayı,
nane, kekik, tütün gibi şeyler koyulur. Her tabağın üzeri bir bez parçasıyla
örtülür. Oyuna katılanlar kokularından tabaktakilerin ne olduğunu anlamaya
çalışır.

 

Ses Algılamada, oyuncuların gözü bağlanır. Oyuncular, tahta bir yüzeye
yüksekten bırakılan nesnelerin çıkardığı sesten ne olduğunu anlamaya çalışırlar.

 

Kâğıt ve kalem oyunları

 

"SOS", kâğıt kalemle oynanan en basit oyunlardan biridir. İki oyuncuyla
oynanır. Kâğıda karşılıklı dört çizgi çizilir ve ilk oyuncu karelerden birine
bir "artı", öbürü ise başka bir kareye bir "sıfır" koyar. Oyun böylece sürer ve oyuncular dikey, yatay ya da çapraz sırada üç artı ya da üç sıfır elde etmeye
çalışırlar.


Amiral Battı

 

İki oyuncuyla oynanır.
İki oyuncu da kağıtlarına iki büyük kare çizer. Bunları enine ve boyuna 10'ar
çizgiyle 100 kareye bölerler. Küçük kareleri tanımlamak amacıyla, büyük
karelerin üst tarafına A'dan başlayarak harfler, sol kenarın da 1'den 10'a kadar
rakamlar yazılır. Büyük karelerden biri oyuncunun kendi savaş alanı, diğeri
rakibinin savaş alanıdır. Her oyuncu kendi savaş alanının kareleri içine
gemilerini yerleştirir: Bir adet Amiral (XXXX ile gösterilir), iki adet Kruvazör
(XXX ile gösterilir), üç adet Muhrip (XX ile gösterilir) ve dört adet Denizaltı
(X ile gösterilir). Oyunculardan biri, elindeki boş kareler üzerinden, önce bir
rakam sonra da bir harf söyleyerek rakibinin gemilerinin karesini bul

Kasım 25, 2009

Hayat Bir Oyun...(Naz İrem 31 aylık)

(Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayabilirsiniz.)


Güzel kızım,minik meleğim 31 aylık oldu.Bıcır bıcır,kıpır kıpır çoook tatlı bişey oldu.Allahım onu başımızdan,yanımızdan eksik etmesin.Allahım onu korusun.Bu aralar grip yüzünden ölen çoçuklarıda görünce fazla hassas oldum sanırım.Ve tabi irem'i az görüyor olmam ve onu çok ama çok özlüyor olmamında etkisi olabilir.Akşamlarımı sadece onunla oynayarak geçirmeye çalışsamda devam eden bir hayat var ve yapılması gerekenler hiç bitmiyor.Bende kızımcımın dışındaki çoğu şeyi ya es geçiyorum ya da pratik bir yolunu tutturdum gidiyorum.

Akşamları bize kalan kısıtlı zaman dilimindede kızımcımla oyunlar oynuyoruz,resimler yapıyoruz,boyama yapıyoruz,,kitap okuyoruz,naz iremin parçaladığı amerikan servisimden arta kalan uzun çubuklarla yerde aklımıza gelen şekilleri yapıyoruz,doktorculuk , kuaförcülük :) oynuyoruz , lastik tokaları ,mandalları ve düğmeleri renklerine göre ayırıyoruz,bu arada irem bazı renkleri (sarı,yeşil,pembe,mavi,beyaz,kırmızı,turuncu) öğrenmiş durumda.

Ve tabi naz hanımın her akşam gelinlik giyme merasimi oluyor.Tuba teyzesinin düğününde birkere giydiği daha sonrasında da hiç giyme fırsatı olmadığı için gelinliğini naz hanıma her istediğinde (yani her akşam) giydiriyorum ki hevesini alsın.Zira şuanda gelinlik poposunun üstüne çıkmış durumda .Bir daha giyebileceğini sanmam.:)

Kasım 9, 2009

Amcamın Nikahından Kareler...

  Dscn5212 
Canım amcacım hep mutlu ol inş.
Dscn5205       
Dscn5171 Dscn5159 Dscn5157 Dscn5151 Dscn5149            

Kasım 9, 2009

Ailemiz,Canlarımız

Dscn5113 Dscn5214  Dscn5211  Dscn5200 Dscn5196 Dscn5191 Dscn5188 Dscn5182 Dscn5179 Dscn5172      Dscn5146 Dscn5140 Dscn5138 Dscn5134 Dscn5132 Dscn5128 Dscn5127 Dscn5125 Dscn5121 Dscn5119 Dscn5116 Dscn5115 Dscn5214

Ekim 27, 2009

Kızımı Çok Özlüyorum.

Her sabah işe gitmek işkence oldu bana bu günlerde.2,5 yaş  sendromu mu yoksa büyüdükçe aklı başına mı geliyor bilemem ama irem çok değişti. Yakın zamana kadar sabahları dedesiyle arkamdan el sallayan biran önce parka gitmeye çalışan o küçük kız gitti , yerine geceleri bile onu bırakıp gideceğimi düşünen sürekli korku halinde olan ,kendi yatağında bile kesinlikle yatmayan bi kız geldi.Her zaman görüştüğümüz, sürekli oynadığı arkadaşlarının yanında bile bensiz duramaz oldu. Her sabah kavga gürültü çıkıyoruz evden. Yataktan başımı kaldırdığım an hemen gözünü açıyor irem’de. Ve başlıyor konuşmaya “canım annecim,güzel annecim işemi gidecen,gitme noluy bıbakma beni,ben seni istiyom mamammı.”

Bi yandan hazırlanıyorum,bir yandan bacaklarıma yapışan küçük hanıma laf anlatmaya çalışıyorum, sarılıyorum , seviyorum.”canım kızım ,tatlım benim ben seni çok seviyorum, şimdi gidiyorum ama akşam hemen gelecem seninle oyun oynicaz,düğme oynicaz (buaralar çoğunlukla oynadığımız oyun; düğme kutusundaki tüm düğmeleri boşaltmak,renklerine göre gruplandırmak,düğmelerle şekiller yapmak)

 Tabi ne kadar konuşursam nafile. Kıyameti koparıyor irem ,”gitme noluy” diye.Dedesi geliyor onu almaya her sabah .Beraber hazırlanıyoruz ve aşağı iniyoruz. İrem’in gözü sürekli  bende biryandan ağlıyor biryandan “bebabey gidelim anne, beni de götür işe, bıbakma beni” diyor.

Sarılıyorum ,öpüyorum,öpüyorum ama sonuçta gözyaşlarımı içime akıta akıta onu bırakıyorum gidiyorum.ve düşünüyorum ne kadar kötü bir anneyim .kızım bu kadar yalvarıyorken gitme diye nasıl bırakabiliyorum değer mi 2 günlük dünyada onu bu kadar ağlatmaya.Tüm bu düşünceler beynimi kemire kemire  geliyorum işe.

Onu çok seviyorum , onun için her şeyin en iyisini yaparım,her şey onun için derken farkında olmadan kızımın kalbinde derin yaralar açmaktan çok korkuyorum.

Kafamın içinde  “acabalar, neyapabilirimler ” dolaşıp duruyor.Bir sürü cevapsız sorunun,soru işaretlerinin içinde kalakalıyorum. İnş. Tüm bu yaşadıklarımız geçici bir süreçtir. Ne yazık ki dua etmekten, kızım için üzülmekten başka bişey yapamıyorum.

Ekim 22, 2009

Ballı Meyve Salatası

Dscn5061 
Bu aralar biraz hasta olduğu için iştahı çok kapalıydı minik kızımın.Ama onun  için yaptığım ballı meyve salatasının hepsini yedi .O yedikçe bende mutlu oldum. Annelik bu işte.Ağzına aldığı her kaşıkta duyduğum mutluluğu hiçbirşeye değişmem..
Ballı Meyva Salatamızın tarifine gelince çok basit...

1/2 mandalina
1/4 elma
1/2 muz
2 tatlı kaşığı bal

 meyveler minik minik doğranıp bal ile karıştırılır.Ve afiyetle yedirilir.

Dscn5062 
Dscn5070
Naz İrem'in  çiftliği.
Dscn5064 
Bebişim ve bebişleri::))

Ekim 18, 2009

Tubalardayız.


Dscn5039
Dscn5037 Dscn5031 Dscn5042

Babacıımın ve esranın doğum gününü kutladık.Eğlenceli bir akşam geçirdik. Ama malesef gece öle geçmedi .Kızımcım sabaha kadar ateşler içinde kıvranıp durdu. Ne o uyudu ne de beni uyuttu. Ertesi gün doğam amcama geçtik hep beraber .Kızımcımla uğraşmaktan resim çekmeye fırsatım olmadı. Tabi bu gibi durumlarda napıyoruz .Aslıhan ablanın linkine başvuruyoruz::))
http://yesillikgerek.blogspot.com/2009/10/istanbulun-icinde-bu-kadar-yesil-olur.html

Ekim 14, 2009

Dolphinarium'a Gittik.

  Haftasonu İrem'i yunus gösterisine götürdük.Salona girene kadar yuyuslar nerde diyip durdu.Daha sonra salonda stratejik bir nokta gözümüze kestirdik ve oturduk.
Gösteri  beyaz kocaman bir balinanın havuza gelmesiyle başladı.Dans etti,şarkı söyledi,resim yaptı,el salladı ve gitti .Onun ardından yine kocaman bir mors geldi ve o da aynı şekilde dans etti ve şarkı söyledi.Daha önce morsa benzeyen bişey görmeyen naz tabi bu hayvandan bişi anlamadı::)
Daha sonrada 2 yunus geldi.Onların gösterisi küçük hanımı bayağ heyecanlandırdı.Onlar yükseklere hopladıkça naz     uuuuu deyip kıkır kıkır güldü.Onun mutlu olması benide çok mutlu etti.
Dscn4936
Beyaz Balina resim yapıyor.
Dscn4937 
Dscn4998
Dscn4945 Dscn4957 Dscn4968
Yunusların gösterisi harikaydı.
Dscn4985 Dscn4991 Dscn4996  Dscn4999


Yunuslarla Sörf

İlgili aramalar: hayvan - yunus gösterisi -  yunus -  gösteri -  naz -  irem
İlgili aramalar: hayvan - mors gösterisi -  mors -  naz -  irem
İlgili aramalar: hayvan - harika yunuslar -  naz -  irem -  yunus

Ekim 13, 2009

Kızımcımın Halleri::))

Dscn5010 
Prenses süslendi püslendi .hadi beni yesim çek dedi.
Dscn5005 Dscn5006 Dscn5007 Dscn5008 Dscn4920 Dscn4917 Dscn4907 Dscn4895
naz hanım kağıt üzerinde çizim yapıyor
Dscn4896 
kağıtlar yetmiyor yanağına geçiyor::)
Dscn4891 Dscn4886 Dscn4881 Dscn4880

Web Counter Stats
Search Engine Optimisation
Search Engine Optimisation
Fare İmleçleri kodları

İlgili aramalar: amatör - deniz ve mehtap - creative72 - aşk - sevgi - git